Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
Geçmişi basit bir etkiden ibaret görmek mutlak bir yanılgıdır.
İrfan Burulday
27.11.2013 | 12:37
Makaleyi Paylaş
Geçmişi basit bir etkiden ibaret görmek mutlak bir yanılgıdır. Etkisinin çok belirgin ve dolaysız göründüğü zamanlarda bile geçmiş coğrafi, siyasi haritalarda olduğu gibi geleceğimiz üzerinde çok çeşitli yollarla izler bırakır. “Yarattığı koşullar, ardında bıraktığı maddi kültür, fiziki kalıntılar, dile getirilen doktrinler ve fikirler, batıl inançlar ve yanlışlar, öğretiler ve propaganda, iyi ve kötüye örnek olarak sunulması ona dair sahip olduğumuz resim hep bu izlerdendir.” Kuşkusuz bu izler, toprak ve toprak üzerinde gerçekleşen siyasi, toplumsal olayları belirleyici nitelikte olup bir havuzun etrafındaki kurbağalar gibi kolektif bir düzen içerisinde ve doğal bir etkileşim halinde hareket ederler. Bu düzenin bozulması halinde her şeyin de haliyle etkilenmesi derin bir kaos ile birlikte toplumsal bir bunalım yaratır.

Birbirleriyle şiddetli biçimde kavga etseler de, Kürdlerin ortak olarak paylaştığı ve sonraki kuşaklara bıraktığı en önemli özellik coğrafya eksenli kimlik ve dil duygusudur. Zira Kürdlerin kendi dışındakilerle paylaşmadığı ortak miras kimlik duygusudur. Çünkü Kürdler, tarihsel süreç içerisinde kendilerini yaşadıkları Kürdistan ülkesine ait hissetmişler. Bu ise, soyut bir fikir olmayıp psikolojik ve kültürel bir gerçekliktir. Dolayısıyla kimlik sadece etnik bir ifadelendirme değil, siyasal, politik ve hukuki düzeyde bir yansıma biçimdir. Kürdistan’da özellikle Kürd politik akılda yaşanmakta olan çok yönlü bunalımda da iç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki farklılaşmanın izleri görülmektedir.

Kuzey Kürdistan’da özellikle Kürd politik aklın siyasi macerası son zamanlarda çok boyutlu, derinlikli ve sarsıcı bir kriz yaşamaktadır. Deklanşör ve diyafram arasındaki uyumsuzluk sancısıyla neredeyse egemen siyasal düzenin en etkili bileşeni olduğunu/olacağını uluslararası kamuoyuna deklere etmeye hazır bir politik zihninle karşı karşıyayız. Kısacası ‘biz bu filmi daha önceden de görmüştük’ dedirten ve çelişkilerle dopdolu bir tablo var karşımızda. Zira Kürdistan mücadelesi konjonktürel gerçeklerle ortaya çıkmış değil, aksine hakîm egemen devletlerle neredeyse üç-dört asır süren ve zaman zaman düşük zaman zamanda çok yoğun bir hesaplaşmanın yarattığı tarihi bir mirasın eseridir. Ne yazık ki, Kürd politik akıl bu tarihi mirası baz alan ve ulusal mücadeleyi tarihsel bağlamına uygun bir zemin üzerine oturtmamış ve tarihsel anın prizması olan toplumsal güzergahından sapmıştır.

Son gelişmelerle birlikte, Kürdistan’da siyasal ve toplumsal düzeydeki tartışmalar her alanda yoğunlaşmış görünüyor. Bu tartışma alanlarının en önemlilerinden biri, siyasetin kimliği, dili ve mücadele alanı üzerinden yürüyen tartışmalardır. Dolayısıyla kısaca buna Kürd politik aklın Kürdlükle imtihanı da diyebiliriz.

Kürdistan’da siyasetin dönüşümü ya da değişimi çeşitli tanımlamalar temelinde çoğu zaman mevcut Kürd partilerinin siyasi pratikleri ve egemen siyasal düzen ile kurduğu ilişkiler üzerinden tartışılmaktadır. Ancak bu değişim ve dönüşüm tartışmalarının içeriğine bakıldığında, tartışılan olgunun kendisinden ziyade, aksesuar dizgesi şeklinde göze çarpar. Bu bağlamda, bu çalışmada Kürd siyasi partilerinin; siyasetin kimliği, dili ve coğrafyası ile ilgili yaklaşımlarını ele almaya çalışacağız. Çünkü bu kavram dünyasının Kürdistan toplumunda derin bir karşılığı vardır.

Diğer taraftan toplumsal düzeydeki bu değişimler ister istemez toplumsal karşılığı olan bu dinamikleri tanımamızı, tanımlamamızı ve mutlak anlamda Kürd siyasi düşüncesiyle kurduğu ilişkinin bilinmesini zorunlu kılmaktadır. Şüphesiz bu tartışmalar bugüne değin üst-perdede yapılmış olabilir. Ancak biz bu konuda daha derinlikli bazı kavramsal çalışmaların yapılması gerektiğine inanıyoruz. Kürd siyasal düşüncesinde son dönemlerde siyasi aktörler tarafından sıkça kullanılmaya başlanan kavramların teorik arka-planına dönük bir dizi çalışmayı da sunmaya gayret edeceğiz. Kürd siyaseti üzerinden yaşanan dönüşümün doğru anlamlandırılması için sözkonusu bu siyasetin toplumsal, düşünsel ve bireysel olarak enine boyuna irdelenmesi gerektiğine vurgu yapılmasını uygun gördük.

Siyasi partilerin ortaya çıkmasıyla birlikte, Kürdistan’da siyasal ve toplumsal alandaki değişim/dönüşüm tartışmaları önemli bir hız kazanmıştır. Bu tartışma alanları özellikle gerek siyasal bir yapı olarak, gerekse de toplum kurucu bir güç olarak Kürdistan’da nasıl örgütleneceği ve milli-ulusal Kürd paradigmasıyla ne yönde ve hangi düzeyde bir ilişki kuracağı konusu henüz açıklığa kavuşturulabilmiş değil. Aynı zamanda Kürd politik akıl, egemen sisteme kefaret öder gibi bir algıya kapılmış ve patolojik bir hastalığın pençesi arasına sıkışmış bir pozisyonda tektonik bir kırılma düzeyinde konumlanmış ve neredeyse Kürdlüğü bıraktım pozuna gelmiştir.

Bölünmüş benlik üzerinden yapay siyaset üretmek

“Stratejik teori yetersizliğin önemli unsurlarından birisi, psikolojik hazırlık zaafının da temelini dokuyan kimlik ve tarih bilinci konusunda yaşanan çelişkiler ve bu çelişkilerin stratejik zihniyet üzerindeki etkileridir. R.D. Laing’in psikolojide artık klasikleşmiş olan (Bölünmüş Benlik) başlıklı eseri bu konuda aydınlatıcı bir başlangıç noktası oluşturabilir. Bölünmüş benliklerin yol açtığı psikolojik bunalımları inceleyen bu eser, psikoloji dışında ele alındığında da, değişik bunalım alanlarını tanımlayabilecek önemli kavramsal ve metodolojik araçlar sağlamaktadır. Laing’in özellikle ontolojik güvenlik ile benlik arasında kurduğu ilişki ve mucessem/dışa yansıyan benlik ile mücessem olmayan benlik farklılaşması konusunda tespit ettiği kritik alan, başta siyasi alan olmak üzere birçok bunalım alanını da anlamamızı kolaylaştırır.” Kürdistan mücadelesi sözkonusu olduğunda bu bölünmüşlüğün kültürel ve siyasal alanda nasıl derinleşerek vücut ile benliği (Kürd/Kürdistan) ciddi bir bunalıma doğru sürüklediğini anlamış oluruz. Son otuz yıldır Kürdistan siyaseti son derece anlamsız bir kırılmanın eşiğine gelmiş ve bu kırılma tüm yıkıcılığıyla Kürtlük düşüncesini olumsuz şekilde etkilemekte ve onu içinden çıkılmaz bir labirente dönüştürmüştür.

“Laing psikolojik bunalımların kökeninde, kişinin vücudu ile benliği arasındaki bağın kopuşu olduğunu söylemekte ve bu kopuşun kaçınılmaz bir benlik bölünmesini beraberinde getirdiğini ifade etmektedir. Kendi vücudu ile yabancılaşan kişi zaman içinde kendi şahsi süreklilik unsurlarını da kaybetmekte ve kendini sürekli olarak kendi dışında tanımlanmış bir sahte benlik ile algılamaya çalışmaktadır. İç benlik ile dışa yansıyan benlik arasındaki uçurum açıldıkça bunalımları artmakta ve kişi hem kendisiyle hem de çevresiyle yaşadığı bir bunalım labirentinin içine girmektedir.”

Bölünmüş benlikler üzerinden ancak toplumsal dinamiklere yabancı ve toplumun hakikatine uygun olmayan yapay siyaset üretilir. Çünkü bu benlik, kendin olmayan yapay bir amacın peşinden koşar ve onu kendininmiş gibi göstermeye çalışır. Dolayısıyla bedeniyle (ülke, zaman-mekân, coğrafya) bağını koparmış bir bilinç ve bir ruh, kendine ait olmayan ve tamamen özenti, taklitçi ve kurgusal bir dünya yaratır. Bu dünya ise, her halükarda kendisine yabancı bir dünyadır ve sonuç olarak o dünyanın öznesi değil, nesnesidir. Bölge devletleri ile Kürdler arasındaki siyasi, sosyal ve iktisadi ilişkiler şimdilik bu niteliktedir.

Mücessem benlik ile mücessem olmayan benlik arasındaki farkta budur. “Kişinin vücudunun toplumlar düzeyindeki karşılığı tarih/mekân boyutudur. Toplumların kendi tarih-mekân boyutu ile yabancılaşması, kişinin kendi vücudu ile yabancılaşarak sahte benlik içerisine girmesi gibidir.” Son otuz yılda yaşanan tarihsel bilincin kırılmasındaki etki de buradan kaynaklanmaktadır; haliyle bu kırılma, Kürdsüz bir Kürdistan ve Kürdistansız bir Kürd algı diyalektiği yaratmaktadır. Halbuki insan, tarihin hem öznesi hem nesnesi olabildiği gibi, yaşadığı coğrafyanın hem öznesi hem de nesnesi olabilmektedir.

Siyasetin kimliği, dili ve coğrafyası

Mahiyeti her ne olursa olsun, düşünce gibi millî/ulusal hareketler siyasal mücadelesini coğrafyasından aldığı siyasal ve tarihsel kimliğiyle sürdürür ve yine bu kimlik vasıtasıyla da geliştirir. Çünkü coğrafi-siyasal kimlikler varlıklarını tarihsel, toplumsal ve kültürel dinamiklere borçludurlar.

Tarihsel bellek, siyasi bilinç ve kültürel bağlamlarla ilişkilendirilmeyen her ulusal mücadele ve siyasal-ulusal kimlik, mahiyetinin dışında kullanılmaya açık hale gelir ve siyasal dış dünya ile kuracağı ilişki soyut ve karşılıksız kalır. Bu itibarla coğrafi kavramların ve bu bağlamda coğrafi-siyasal kimliklerin bize yansıttığı tarihsel gelişimi ve siyasal - kültürel düzlemde yaşanacak olguları birbiriyle ilişkilendirmemiz gerekir. Öyleyse her siyasal/ulusal kimlik ve her millî/ulusal hareket, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik donanımını oluşturan olay ve olgularla doğrudan ilişkilidir.

Neticede siyasal kimlik gibi millî/ulusal hareketler de, politik kültürün kozasında şekillenirler ve hiçbir millî/ulusal hareket, kendisini kuşatan yerel ve ulusal dinamiklerden kopuk değildir. Zira millî hareketler tarihî akış süresince kendi kültürel ve siyasal geleneği çerçevesinde olgunlaşıp toplumsal uzlaşıyı sağlayabilirler. Çünkü siyasal kimlik, bize, siyasetin kimliğinin nasıl olması gerektiği konusunda önemli ipuçları verir. Aksi durumda millî hareketler, varlıklarını borçlu oldukları ulusal kültür ile kurdukları ilişki açısından çatışmacı bir hale dönüştürülürler. Dolayısıyla ulusal-yerel dinamikleriyle çatışan siyasal kimlikler ya süreç içerisinde egemen politik aklın havzasında erirler ya da zihin-akıl tutulması yaşayarak tekâmül vasfını yitirmiş olurlar. Demokratikleşme, modernleşme adı altında ulusal kimliklerin hiçsizleştirilmesi buna örnek olarak verilebilir.

Gerçekten de günümüzde Kürd politik akıl bu konuda son derece ciddi bir epistemik erozyon yaşamaktadır. Iskalanan diğer bir konu ise, politik strateji bahanesiyle ulusal-siyasal dinamikleri oluşturan unsurların gözden düşürülmesi ve yapıcılığının boşa çıkarılmaya çalışılmasıdır. Bu yaklaşım, Kürt politik aklın sıkça başvurduğu bir yöntemdir. Kürd politik aklın siyasal, ulusal ve etnik kimliğe ilişkin yaptığı içeriksiz tanımlamalara bakıldığında sözkonusu krizin ne denli derin olduğu ve bir çözümsüzlük girdabına sürüklendiği görülür. Bu konuda Kürt politik aklın toplumsal talepleri karşılamada ve tarihsel dinamikleri kullanmada ne denli yetersiz olduğu gayet açıktır. Halbuki her siyasal/ulusal kimlik, kendi tarihsel perspektifine özgü bir tekâmül akışıyla tarihsel sürecini idame ettirir. Demokratikleşmeyi-İslamileşmeyi ve solculaşmayı, milli-siyasal kimlikle paradoks gibi göstermek büyük bir yanılgıdır. Zira ulusal-milli kimlik, kültürel-dini ve ideolojik değerler dünyası, demokratikleşmenin, modernleşmenin ve toplumsal tekâmülün vazgeçilmezleridir.

Kürdistansız bir Kürd profilinin oluşturulmaya çalışılması, Kürdlerin coğrafyasızlaştırılması ve bölünmüş bir bellek üzerinden yapay siyaset sürdürüldüğünü gösterir. . Zira coğrafya ve siyasal düşünce arasındaki ilişkinin, Kürd siyaseti tarafından önemsiz olarak görülmesi, Kürdlerin coğrafyasızlaştırılarak kimliksizleştirilmesi anlamına geldiğini bir önceki çalışmamızda dile getirmiştik.

İrfan Burulday

Bu makale toplam: 4821 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:36:40
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
İrfan Burulday
Yazarın Önceki Yazıları
Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı
x