Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler
Montaigne; “Dünyada en önemli şey, kendi olmayı bilmektir”
İrfan Burulday
02.07.2017 | 15:59
Makaleyi Paylaş

Goethe’nin Faust’unda Faust’u cadının mutfağında otururken gördüğümüz bir sahne vardır. Faust, cadının hazırlamakta olduğu ve içtiği zaman kendisine yeniden gençliğini kazandıracak olan içkiyi beklemektedir. Büyülü bir aynanın karşısında dururken ansızın harikulade bir hayal görür. Aynada doğaüstü güzelliğe sahip bir kadın imgesi belirir. Faust, kendisinden geçer ve büyülenir. Ama yanında duran Mefisto, onun bu coşkusu ile alay eder. Çünkü o, Faust’un gördüğü şeyin gerçek bir kadının biçimi olmayıp yalnızca zihninde yarattığı bir şey olduğunu bilmektedir. Mitoloji, efsane gibi söylencenin büyülü kabından içen romantik filozoflar ve ozanlar Goethe’nin bu analojisinden neyi kasettiğini bilir. Siyasal sahnede rol alan politik eylemcilerin ve siyasal düşünürlerin neyi anladığını bilmek için henüz çok erken. Zira yazımızın ileriki bölümlerinde Devlet ve Kürdler gizini tanımlamak için bu mitolojik sahneyi anımsayabiliriz. 

Devlet ve bir ulus-toplum olarak Kürdler gibi iki kavramı yan yana getirdiğimizde uzun dönemi kapsayan bir tarih dilimi gelir akla. Kürdler son yüz elli yıllık dönemde yalnızca siyasal ve toplumsal yaşam yönünden değil, bir ulus olarak da ciddi kırılmalar yaşadı. Birçok yeni kuramsal sorunlarla da karşı karşıya gelindi, siyasal düşünce biçimlerinde köktenci değişiklikler oluştu, yeni sorular ortaya atıldı ve bu sorulara yanıtlar bulmaya çalışıldı. Ancak modern siyasal düşüncenin bu gelişimi karşısında Kürdler, toplum-ulus olarak buna nasıl yaklaştı; onu hangi koşullar altında nasıl bir psikolojik ruh ve politik us ile karşıladılar benzeri onlarca yanıtlanmamış soruyla hâlâ karşı karşıya. 

Kültürel ve siyasal yaşamımızın şu andaki durumuna bakarsak, iki ayrı alan arasında derin bir uçurum olduğunu sezeriz. Kuşkusuz bu alanlardan biri Kürdlerin devlet kavramı ile kurdukları siyasal ilişki ve bir ulus olarak bu siyasal mekanizmayı inşa etmek uğuruna harcadıkları fiziki, siyasi, politik ve kültürel çaba. Sözkonusu bu çaba dikkate alındığında Kürd siyasal zihnini, üstünde iki büyük ordunun karşılaşıp durmadan birbirleriyle savaştıkları ve sonucu alınamayan bir savaş alanına benzetebiliriz. 

Kürdlerin devlet ile epistemik, mitolojik, kültürel, ekonomik ve siyasala dayalı bir ilişki kuramadığını söylersek yerinde olur. Kültürel ve siyasal (devlet ) yaşamın birbirinde ayrı olarak düşünülmesi Kürd tarihi açısından ciddi bir sorundur. Kendi gerçekliğini üretme, ona siyasal bir statü kazandırma ve onu siyasetin aracı olarak kullanma konusunda Kürdlerin derin çalışmalar yürütmediği çok açık. Modern Kürd siyaseti son kırk yıldır kültür ve tarihten kopuk militarist bir “gerçeklik” üreterek ve hatta dayatarak distopik bir kurgunun esiri olmuş, tarihî gelişmeleri hiçe sayarak, gerekli görüldüğünde ise ortadan kaldırarak üretilen ve sahiplenilmesi zorunlu bir kuram haline getirilmiş otoriter/totaliter bir siyasal algı yaratmış oldu. Öte yandan popülist ideolojik söylemler çerçevesinde toplumu dönüştürme gayretinin “siyaset” olarak kavramsallaştırıldığı bir dönemeçte devinmekte. Sözkonusu popülist ideolojik kavramsallaştırma siyasetin değişmeyen temel hedeflerinden birisi olmuştur. Bunun doğal neticesi olarak da tek yönlü sosyalleşme ve siyasallaşma diyalektik bir anlayış üzerinden şekillenmek biçiminde ortaya çıkmış oldu. 

Yeni bir siyasal bir söylem olarak devlet, tarih ve Kürdler

Devlet ve bir ulus-toplum olarak Kürdler gibi iki kavram yan yana getirildiğinde verimli bir tartışmanın yapılmadığı görülür. Kimine göre modern dünyada devlet güçlü ve tehlikeli bir silah, kimine göre ulus-toplum olmanın vazgeçilmez bir enstürmanı ve kimine göre de politik birliğin sağlandığının işaretidir. Devlet ve ulus-toplum Batı’da Fransız devrimiyle birlikte anılmaya başlasa da kökeni çok esiklere dayanır. Kürd aydın ve düşünürlerin devlet gibi hükmetmeye tutkun bu siyasal mekanizma ile ilişkisi ise geç dönem ile sınırlandırılmış olsa da bireysel bazı edebi ve siyasi metinlerde satır aralarına giydirilmiş önemli meteforlar biçiminde kullanıldığı gözden kaçırılmamalıdır. Ama bunu hangi amaçla yaptıkları konusunu güvenle konuşmamız çok zordur. Zira Makyavelli gibi onun ateşli bir savunucusu hiç olmamıştır. 

Ehmedé Xanî’nin konu ile ilişkili bir cümlesini de es geçmemek lazım. Xanî, dönemin totaliter imparatorlukları karşısında çaresiz kalan Kürdlerin büyük ölçüde kendi çıkarlarını kollamaya zorlanan, Kürdlerin iyiliğini düşünen bir yöneticinin olması yönünde bir çaba gösterdiğini görüyoruz. Xanî, Kürdlerin fakru zaruret içinde yaşaması ve topraklarına hükmedememelerinin nedeni olarak başsızlığı (Mîr) sorumlu tutmaktadır. Dikkat edilirse bu konuda ilk saldırısını da bunun yokluğuna ve ilzamına yapmaktadır. 

Örneğin Aydınlanma filozoflarından biri olan Voltaire, Makyavelli’den aldığı destek ile saldırısını Roma Kilisisine yapar. Makyavelli İtalya ulusunun tüm yoksunluğunun nedenini kilisenin teslimiyetçi din anlayışında görmektedir. Bu konuda Makyavelli’ye yönelik saldırılar olsa da Alman Filozof Herder’e göre, Makyavelli onurlu, dürüst bir insan, keskin bir gözlemci ve kendisini ülkesine adamış bir yurtseverdi. Diğer bir Alman filozof olan Hegel Makyavelli’den esinlenerek şöyle söyler: “İtalya’nın kendi yıkımına koştuğu ve yabancı prensler tarafından yürütülen savaşların savaş alanı; bu savaşların araçlarını sağlarken aynı zamanda ganimeti de olduğu; Alman, İspanyol ve İsviçreliler tarafından soyulduğu ve yabancı hükümetlerin bu ulusun yazgısı üstünde karar verdikleri bir felaket döneminde, bu derin genel yoksulluk, düşmanlık, düzensizlik ve körlük duygusu içinde, bir İtalyan siyaset adamı İtalya’nın birleştirilip bir devlet haline getirilmesi zorunluluğunu soğukkanlı bir ölçülülükle kavramıştı” 

Okuyucu muhtemelen bu cümleleri okurken zihninde Kürdistan coğrafyası şekillenmekte ve aradaki benzerlik dikkatinden kaçmamaktadır. Zira “gelecekte ne olacağını önceden kestirecek birinin her zaman, geçmişte ne olduğuna bakması gerekir, çünkü ister şu anda isterse gelecekte olsun, tüm insansal olayların geçmişte birer kopyası vardır” İtalyan ulusunun tarihte yaşadıkları ile Kürdlerin yazgısı arasında derin benzerlikler sözkonusu. 

Kürdlerin siyasal yaşamı için en büyük tehlike kendi topraklarında yaşadıkları halde devletsizliğe mahkûm edilmeleridir. Ya da bu konuda anlamsız bir kararsızlığa ve umutsuzluğa kapılmalarıdır. Zira böylesi bir siyasal yapının kendi gelecekleri üzerinde ne tür etkiler yaratacağı konusunda kesin bilgilere sahip değiller. Bunun birkaç nedeni olsa da en önemlisi yazgı diye temellendirmeye çalıştıkları şeye katıksız inanmalarıdır. Kuşkusuz devletsiz yaşamanın bir yazgı halini alması iç nedenler gibi dış nedenler ile ilişkilidir. İç nedenler söylediğimiz gibi uzun dönem merkezi bir hükümetten yoksun olmaları ve politik birlikten uzak durmalarıdır. Dış faktörlere gelince; coğrafyanın parçalanması ve parçalanan bu coğrafyanın İran, Türkiye, Suriye ve Irak gibi devletler arasında bölüşülmesidir. Bu tümüyle Kürdler açısından benzeri olmayan yeni bir durumdu. Buna biz bunalım dönemi diye somut bir tanımlama getirmiş olalım. 

Çok tehlikeli bir sürece evrilen Kürdler bu dönemde modern siyaset ile daha somut ilişkiler kuramamış ve uluslararası gelişmelerden olabildiğince uzaklaşmış hatta onlarla yüz yüze gelmeyi göze alamaz bir duruma gelmiş oldular. Ortak değerlerin işlevsiz hale getirildiği bu dönemde Kürdleri farklılıklarıyla birlikte bir arada tutma, özgün ulusal düşünceyle bağdaştırma gibi önemli bir ortaklık dinamizminden yoksun kaldılar. Özgürleşme dinamiği olarak merkezi devlet gibi bir bileşenin gözardı edilmesi Kürdleri içinden çıkılamaz bir kaosa sürüklemiştir. 

ısmen de olsa bu kaos ve bunalımdan kurtulmanın imkânını ancak 21. Yüzyılda Güney Kürdistan topraklarında yakalamış oldular. Kuşkusuz bu süreç Kürdler için son bir şans yaratıyor ve yüzyıllardır sürdürülen ulusal mücadelenin geldiği nokta son derece önemlidir.

Bu makale toplam: 5271 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:21:32:25
Etiketler: irfan burulday
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
İrfan Burulday
Yazarın Önceki Yazıları
İç Yapısal Sorunlar, “Tarihin Tekerrürü” ve İstenmeyen Sonuçlar Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x