Millileşmek İçin Devleti Savunmak
Ulusal hareketler, devletler; “saf dinsel”, “saf ahlaki”, “saf hukuki” ya da “saf ekonomik” saiklerle yürütülemezler.
İrfan Burulday
11.01.2014 | 19:38
Makaleyi Paylaş
Ulusal hareketler, devletler; “saf dinsel”, “saf ahlaki”, “saf hukuki” ya da “saf ekonomik” saiklerle yürütülemezler. Örneğin dinsel bir hareketin veya temelde ahlakiliği esas alan bir grubun ya da ekonomiyi toplumsal formasyonların ana merkezine alan bir düşüncenin, “siyasi birim” ya da “siyasi yapı” olmadığını söyleyemeyiz. Ahlaki, dinsel ve ekonomik temelli tüm hareketlerin siyasi bir birlik oluşturarak egemenliklerine yönelik siyasi amaç gütmeleri kaçınılmaz bir gerçektir. Dolayısıyla ne ahlaki ne dini ne de ekonomik formasyonlar, siyasi amaçtan vazgeçmeyi ve dost-düşman ilkesini ortadan kaldırmaya yönelik saf temelde bir faaliyet göstermezler. Ama temsil ettikleri felsefi düşünce itibarıyla her düşüncenin kendine biçtiği bir değer farklılığı vardır. Burada amacımız ideolojiler ile dinleri kıyas etmek değildir tabi ki. Ama her halükarda dinlerde, ideolojilerde kendi evren tasavvuru perspektifinde bir dünya sistemi yaratma amacı taşırlar.

Nitekim Carl Schmit: “Marksist anlamdaki ‘sınıf’ da sözü edilen tayin edici noktada, yani sınıf savaşını ciddiye alıp sınıfsal karşıtını gerçek bir düşman olarak gördüğü ve onu, ister devlet olarak devlete karşı, ister bir iç savaşta devletin içinde, mücadelesinin nesnesi haline getirdiği anda, salt ekonomik bir kategori olmaktan çıkıp siyasal bir birime dönüşür. Gerçek mücadele bu noktada artık salt ekonomik kurallara göre yürütülemez. Bir devlette proletarya siyasi iktidarı ele geçirdiğinde proleter bir devlet oluşmuştur ve bu devlet de en az bir ulus-devlet, bir ruhban sınıfı devleti, tacir devleti, asker devleti, memur devleti ya da herhangi başka bir kategorideki siyasal birim kadar siyasal bir yapıdır. İnsanlığı proleter-burjuva, dost-düşman ikiliği içerisinde proleter ve kapitalist devletlerde toplayıp diğer bütün dost-düşman gruplaşmalarını ortadan kaldırmak mümkün olsaydı, ilk elde ‘saf’ ekonomik gibi görünen kavramların içerdiği siyasal unsur, tüm gerçekliği ile ortaya çıkardı.”

Aynı şey diğer siyasal hareketler, devletler içinde geçerlidir. Siyasal, politik amacın dışında salt adalet, eşitlik ve özgürlük temelli bir devlet perspektifinden bahsetmemiz olanaksızdır. Çünkü siyasal karşıtlıklar doğal bir şekilde politik olanı, dost ve düşman diyalektiğini yaratır. Dolayısıyla siyasal antlaşmalar, çıkar ilişkileri, ekonomik ilişkiler devlet temelli siyasal yapının vazgeçilmezi haline gelmiş olur. Carl Schmit konuyla ilgili tespitinde şöyle söyler: Siyasal karşıtlık en yoğun ve uç karşıtlıktır; en uç noktadaki dost-düşman karşıtlığına yaklaşan her somut karşıtlık da o oranda siyasallaşır.

Son zamanlarda zihinsel boşlukta debelenen kimi Kürt teorisyenler(!) ekonomik altyapının değişimiyle birlikte, ulus ve devletinde otomatik olarak ortadan kaybolacağını ya da devlet ve ulusun sadece komünal fantezi olduğunu, bunun da Türk devletinin “demokratik ulus”çuluk ekseninde demokratikleşmesiyle ve Kürtlerin millet olarak devlet talebinde bulunmamalarıyla çözüleceğini söylemektedir. Yani Kürtlerin egemen sömürgeci sistemden koparak kurmak isteyecekleri siyasal sistemin, ulus devlete ya da devlete yönelmesini yeni bir dünya sisteminin, “ebedi barış”ın, “Dünya Cumhuriyeti” ve “Ulusların Federasyonu” düşüncesinin önünü tıkayacağına inanmaktadır.

Bu söylem, inanış, form ve biçim olarak hayali bir fantezi olmanın ötesine gitmez. Bugün ulus devletin ya da devletlerin bittiğini söyleyerek, Kürtlerin kendi geleceklerini belirlemek için devlet ya da federal sistem düzeyinde siyasal bir görüş ileri sürmelerini sakıncalı bulan bu anlayış; bilimsel, felsefi ve sosyal hiçbir temele dayanmamaktadır. Bir taraftan egemen devletlerin Kürdistan üzerindeki oyunlarıyla aynı paralelde yürümek diğer taraftan barışı sağlayan Martin Luther King, Nelson Mandela olmak için ardı sıra teorik çözümler(!) üretmek hiçbir gerçekliği değiştirmez. Kürtlerin millet olmaktan kaynaklı haklarının gündeme alınmadığı bir sistemin Ortadoğu’ya model olması ise zevk tatminliğidir.

Kant’ın Ulusların Federasyonu, Dünya Cumhuriyeti sistematiği görüşüne kenardan bakarak “Demokratik Konfederalizm” şeklinde yeni bir dünya sistemi yaratılacağı beklentisi, Kürtleri devletleşme ya da federal sistem talebinden alıkoymaktır. Federasyonu ulus devlete götürür diye reddeden teorik aklın(!) konfederal bir sistemde ısrarcı olması ve bunu fikr-i cedid bir dünya sistemi şeklinde yansıtması Pan’ın labirenti kadar dolambaçlı bir körlüktür. Daha doğrusu karnından konuşmaktır. Karnından konuşmak ise gerçekten uzaklaşmanın diğer bir ifade tarzıdır. Ulusların self-determinasyon hakkının olduğunu söyleyen Sovyet komünistlerin, “Ulusların Federasyonu” adı altında Kemalist sisteme hamasetle destek verdikleri bir sır değildir. Kürdistan’ı işgal eden, sömürgeleştiren İran-Türk devleti gibi imparator artıkları ülkelere, Kürtlerle savaşta her türlü desteği sunan Sovyetler, ne yeni bir dünya sistemi yaratabildi ne devlet ne de ulus-devletlerin kurulmasına karşı durabildi. Sonunda ideolojik düşünce bazında Kürdistan’da çirkin bir zihin travmasına sebebiyet veren eski, kof ve Kürt milliyetçiliğinden uzak bir aydıncık sınıf yarattı. Yeni bir sistem yaratırken kendi gerçekliğini de yitiren bu sistemin son kalıntıları aydıncık-Kürt teorisyenler de en kısa zamanda Kürtlerin ulusal istemleri altında kalarak gerçekliklerini yitirmiş olacaklardır. Kürtlerin devletleşmelerini, ya da federal bir sistem bileşkesinde varolmalarını ve ulusal sorunu küçümseyen, aşağılayan bir tökezlemeyle karşı karşıya kalan bu teorisyenler(!) yeni bir Kürt-Kemalizm’in ya da Stalinizm’in doğmasına zemin hazırlamaktadırlar.

Kürtlerin siyasi amaçlı birlik paradigmasını ifade eden ve kendilerini yönetecekleri bir devlet düzenine faşist diyecek bir zihnin, aynı şekilde “Demokratik Konfederalizm” sistemini de faşist bir örgütlenme biçimi olarak görmesi gerekir. Devlet, yukarıda değindiğimiz gibi siyasal amaçlı bir birliği ifade ediyorsa ve dost-düşman gerçekliğiyle karşı karşıyaysa aynı şekilde bahsedilen sistemin de siyasal bir sistem olduğunu ve dost-düşman diyalektiği çerçevesinde konumlanacağını gösterir. Fransız burjuva-sosyalist devriminin komşu mutlak monarşilere yönelik devleti savunma refleksleri sonucunda ne devlet ne de ulus kavramsal ve siyasal sistem olarak bitmiştir. Bu nedenle ulus devletlerin ya da devletlerin küreselleşme ile biteceği inancında olmak gerçeği yansıtmamaktadır. Ulus-devlet bitmez ama formel olarak değişebilir ve de dönüşebilir. Örneğin Hitler sonrası Almanya’nın, Mussolini sonrası İtalya’nın, Franco sonrası İspanya’nın ulus-devlet olarak çökmediğini ama demokratik bir dönüşüm yaşayarak farklılaştığını söyleyebiliriz.

“Kürdistan için kendi kaderini tayin etme hakkının milliyetçi temelde devlet kurmak” olmadığını söyleyen anti milliyetçi Kürtlerin, buna karşılık egemen sömürgeci devletlerin Kürdistan’ı işgal üzerine elde ettikleri hâkimiyetine dokunulmadan “Demokratik Konfederalizm” adı altında idari bir yönetim şeklini benimsenmesini istiyor olması düşündürücüdür. “Ulusların Federasyonu”nu kavramsalından devşirilen Demokratik-Konfederal bir sistemin Kürtlere dayatılıyor olması, egemen ulus-devletin üniter yapısının korunmasıyla yakından ilişkilidir. Bu nedenle egemen Kürt aklı, Kürtlerin, Kürt aydınların ve yazar-çizerlerin Kürdistan’da millet olarak devletleşme fikrinin tartışılmasını ilkel milliyetçilik olarak tanımlar. Kuşkusuz millet olarak Kürtlerin kendi topraklarında egemen özne olma ve belirleyici aktör olma vasfına çirkin bir saldırıdır bu.

Madem Kürtler ulusturlar, millettirler ve bugün dünya sistemi bu düzlemde bir siyasal sistem çerçevesinde dönüyorsa Kürtlerin de demokratik düzeyde bir devlet olmaları kaçınılmazdır. Eğer ulus-devletler ya da devletler bu sistemin birer gerçeğiyse ve Kürtlerde bu dünya sisteminin bir parçası olarak “ebedi barışa” katkı sunacaklarsa bu ancak devletleşmeleriyle mümkündür.
Bu makale toplam: 6012 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:44:42
Etiketler: kürdistan, kürt, kürtçe, nerina, azad
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
İrfan Burulday
Yazarın Önceki Yazıları
Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x