Mitleşen “Türkiyelileşme” ve Araçsallaşan Kürdistan
Bir devlet politikası olarak Osmanlı milleti-Türkiye milleti
Bilindiği gibi Türkiyelileşme, esas olarak egemen devletin üniterliğini hâkim kılma ve Kürdlerin devlete bağlılığını yeniden tazeleme hareketidir. Bu yüzden Türkiyelileşme mottosu olarak k.
İrfan Burulday
23.04.2014 | 18:50
Makaleyi Paylaş
Bir devlet politikası olarak Osmanlı milleti-Türkiye milleti
Bilindiği gibi Türkiyelileşme, esas olarak egemen devletin üniterliğini hâkim kılma ve Kürdlerin devlete bağlılığını yeniden tazeleme hareketidir. Bu yüzden Türkiyelileşme mottosu olarak konumlandırabileceğimiz şey Kürdleri yeniden kullanma, 1920-23’lerde olduğu gibi egemen siyasal düzenin bir parçası olmasını sağlamak, otonom belirleyicilikten uzak bir biçimde yeniden şekillendirmektir. Bu yolla Kürdilerin kendi geleceklerinin aktörü olarak ülkelerini yeniden kurmalarının önünü kapatmış olacaklar. Diğer taraftan “Türkiye milleti”, “özgür yurttaş” ve “demokratik çoğulculuk” adına ortaya atılan ve Kürdistan’ın siyasal, sosyal ve kültürel dokusunu değiştirme ve homojen toplum, “demokratik ulus” ideali adına yürütülen çalışmalar da işin bir başka boyutu.

“Türkiyelileşme”nin açmazı olarak nitelendirilebilecek bu boyut, bir yandan Türk devletinin yenileşme yönündeki programatik talepleri, diğer taraftan Kürd ulusal kimliğini mevcut egemen siyasal düzenin pergeline alma çabaları; Türkiyelileşmenin kendisinin bir mit haline geldiğini gösterir. Diğer bir deyişle bu yönde yürütülen çalışmalar, Kürd/Kürdistan üzerinde katı bir tahakküm kurmayı amaçlamaktadır. Elbette bu projedeki amaç; karşılıklı iki ulusun toplumsal ve tarihsel dinamikleriyle ortak bir siyasal düzen ya da ayrı ayrı iki siyasal düzenin ortaklığı şeklinde değildir. Nitekim böyle bir yönetim anlayışı, Türk siyasal paradigmasının kırmızı çizgileri olarak algılanmaktadır. Oysa burada da görüldüğü gibi belirleyici olan ve otonom iradesini kullanan hâkim unsur (nosyon) Türk devletidir. Çünkü devlet, “hikmet-i hükümet; yani hükmetmenin hikmeti” gibi tarihsel bir olguyu Kürdler’e karşı kullanmak istemektedir. Yani bu şu anlama gelir: Devletin işi yönetmek, teba’nın (Kürdler) ise hikmet sahibi devlete tabi olmaktır. Dolayısıyla anayasa başta olmak üzere siyasi, sosyal zeminde “kadim devlet” ve teb’a arasına derin bir hat çekilmektedir. Bu durumda kadim devlet Türk ulusal kimliğini siyasal alan üzerinden tanımlarken, Kürd ulusal kimliğini de kadim devletin reaya-teb’ası üzerinden tanımlamış olur.

Şüphesiz ki Türkiyelileşme-Türkiyelilik-Türkiye milleti hatta Osmanlı milleti bu döneme ait nevzuhur bir proje değildir. Osmanlı Devleti’nin, Fransız Devrimi’yle kurabildiği tek ilişki, İmparatorluk çatısı altında bulunan gayrimüslimlerin İhtilâl sonrası yükselen bağımsızlık (kendi kaderini tayin etme hakkı) talepleriydi. Öte taraftan Fransız İhtilâli İmparatorluk sınırlarında yaşayan gayrimüslimler gibi kendi topraklarında yarı-otonom bir siyasal yapıya sahip Kürdleri de harekete geçirmiştir. Çünkü Batı’da yaşanan bu devrim, Osmanlı Devleti’ni son derece rahatsız etmiş ve dönemin siyasal aklı bu rahatsızlığını; topraklarını da elde tutmak için bir düzine çözüm yöntemleriyle atlatmaya çalışmıştır. Bunun en başında ise “Osmanlı milleti” kavramını toplumsal birlik teorisi olarak yeniden gündemine almıştır. Bugün ise bir devlet politikası olarak Türkiye milleti, Türkiyelileşme kavramını “devletin bölünmez bütünlüğü”nü korumak adına kullanmaktadır. Kuşkusuz bu proje Kürdlerin önünü kesmek ve kendi topraklarında bağımsız bir birlik oluşturma çabalarını boşa düşürmektir. Bir devlet politikası olarak Osmanlıcılık (Osmanlı Milleti) ve Türkiyelilik (Türkiye Milleti) devletin bölünmez bütünlüğünü ve üniter sistemini korumak amaçlı başlayan bir bağımlılık sürecin sonucudur. Dikkat edilirse her iki kavramın da beslendiği kaynak teolojidir.

Kürdler Kurucu Unsur mu?

Türk siyasal akla göre Türkiye, Kürdistan meselesini çözmek için Türkiyelileşme-Türkiye milleti adı altında çoğulculuk temelli bir siyasal arayışı model alır/almalıdır. Bu da doğal olarak anayasa başta olmak üzere devlete ilişkin tüm kurumların, hatta devletin kendisinin yeniden şekillenmesi anlamına gelir. Ancak Türk politik akıl bu çoğulculuğun pratikte nasıl istihdam edileceği konusunda çok somut şeylere sahip değil. Ya da Türk devlet aklına göre çoğulculuk, Kürdlerin, kadim devletin tebası olmalarıyla eş-düzeydedir. “Çözüm” zeminine ilişkin kullanılan kavramlar, beyanatlar ölçü alındığında Türk siyasetinin bundan farklı bir bakış açısına sahip olmadığını görüyoruz. Erdoğan Kürdlerin kurucu unsur olduğunu söylüyor ve buna 1921 anayasasını örnek veriyor.

Oysa 1921 anayasasına bakıldığında, Kürdlerin, devletin kurucuları olduğuna işaret eden hiçbir ibare yok. Erdoğan’ın emsal aldığı şey, o dönemde Kürd mebuslarının mecliste olmalarıdır. Halbuki Kürd mebusların mecliste olmaları Kürdlerin kendisini yönettiği anlamına gelmez. Günümüzde Kürdistan’da seçilip meclise gönderilen parlamenterlerin, mecliste olmaları da aynı durumdur. Çünkü Kürd’ün mecliste olduğuna dair anayasal bir vurgu sözkonusu değil. Dolayısıyla Kürdlerin kurucu unsur beyanatı hukuki, anayasal hiçbir anlam teşkil etmez. Gelinen süreçte Türk siyasal düşüncesinin böyle bir tartışmayı yürütebilecek yetkinlikte olmadığını söyleyebiliriz. Zira bu tartışma devletin dokunulmazlıklarına ilişkin bir alanın gündeme gelmesini sağlar.
Dolayısıyla Demokratik çoğulculuk, Türkiyelileşme ve Türkiye milleti sistematiği ne Türklük ne de Türkiyelilik kimliğini özne olmaktan alıkoyar. Öyleyse Türkiye’de egemen kimliğin Kürd ulusal kimliği üzerindeki “özne” , “yapıcı”, “kural koyucu” ve “inşa edici” faktörünü ortadan kaldırmayacaktır. Böylece Özne’nin tarihselliğine yani devletin dokunulmazlıklarına dokunulmamış olunacaktır.

Dolayısıyla Türk devlet siyasalının dokunulmazlık olarak ifadelendirdiği “özne” kimlik, Kürd ulusal kimliğinin hep karşısında bir üst-kimlik olarak yerini muhafaza etmiş olacaktır. Zira Kürtlerin siyasal statülerinin tanımlanamamasının nedeni de budur. Kürdlerin meclise taşınmaları ulus-devletin demokratikleşerek çoğulcu bir siyasal sisteme evrileceği anlamına gelmez. Diğer bir şekilde söylersek; Türk demokrasisinde siyasal çoğulculuk yukarıda bahsettiğimiz gibi “Türkiyelilik” paradigması üzerinden şekillenmektedir. Bu durum ise egemen paradigmayı çatışmaya açık “özne” pratiğinde temellendirecektir. Yani çözümsüzlüğün merkezi haline getirecektir. Bu da tartışmaları daha da derinleştirir.

Millet olarak var olan ama siyasal bir statü çerçevesinde tanımlanmayan Kürtler, böylesi bir durumda alt-kimlik-teba olarak varlıklarını sürdürmeye boyun eğeceklerdir. Pratik ve kuramsal olarak çoğulcu demokrasilerde bunun önemli bir sorun olduğunu belirtmemizde yarar vardır. Eğer Kürtler sözhakkına sahip olmak ya da kendi siyasal geleceklerini kurmak istiyorlarsa, kendilerinden alınan ve alınacak haklarını savunmak durumunda olmalılar. Çözümün bu noktada konuşulması gerekir. Yeni ve çoğulcu bir demokrasiden bahsedilecekse başat çözüm bu çizgiden itibaren başlanılmalıdır. Şu noktayı ısrarla belirtmemiz gerekir: Kürt-Kürdistan meselesi milli ve ulusaldır. Bunun ötesinde yapılan/yapılacak tüm tartışmalar yersiz ve anlamsızdır. Zira Kürtlerin demokratik hakkı olan kendi kaderlerini belirmeleri dışlandıkça, sorunun bir kez daha baş göstereceği olabilirliğini doğurur. Türk-Kürd politik aklın bunu gözardı ettiği de bir gerçek.

Kurucu unsur olarak öznenin çeşitliliği ilkesi konulu bir çalışmamızın kısa bir bölümünü aktararak konumuzu detaylandırmakta fayda var.

Devletin yaslandığı paradigmayı değil, kendisini var kıldığı esası tartışmaya açmak

Devlet’i tartışmak; kurumlarını, ekonomik gelişmeleri, sosyal, kültürel ve iç hukuk düzenlemeleri, yerel yönetimlerde yetki genişlemesi, merkez-çevre ilişkisi gibi konular çerçevesinde değil; doğrudan devletin doğal statüsü ve bu statünün, öznenin çeşitliliği ile kurduğu ilişkinin keyfiyetini ölçüt alır. Özcesi devletin varlık bulma sürecini muhatap alır. O halde devlet; özünde toplumsal sözleşmenin gerçekleştiği, karşılıklı bir iradenin yansıması biçimiyle varlık bulur. Bu durum bize mevcut egemen devletin hiçbir şekilde Kürtlere özgü bir nitelik taşımadığını ve onları temsil etmediğini gösterir. Kürtlerin, öznenin çeşitliliği kavramsalında iradelerinin yansıtılmadığı bir devletin, Kürtleri temsil etmesi düşünülemez.

Bu bakımdan Kürtler, öznenin çeşitliliği kavramsalında kurucu aktör olarak yukarıda belirttiğimiz gibi iki önemli karar verme hakkına sahiptirler: Birincisi devletin yeniden yapılandırılmasında özne taraf, diğeri ise bunun dışında kendi kendilerini yönetebilecekleri siyasal-politik ve ekonomik bağımsız bir yapı. Bu da güçlü bir toplumsal, siyasal iradeyle mümkündür. Legal-illegal Kürt siyasetinde bunu gerçekleştirebilecek normlara sahip, kuşatıcı bir hareketten söz edemeyiz. Çünkü Kürdistan meselesi egemen öznenin baki kalması şartıyla, hukukun yeniden yapılandırılması ve kısmi bazı hakların güvence altına alınması şeklinde tanımlanamaz kadar büyük ve köklü bir meseledir.

Kürdistan meselesine ilişkin tartışmaların öznenin çeşitliliği ilkeselinde, devleti ve devletin varlığını dayandırdığı temel esaslar üzerinden sürdürülmediği gayet açıktır. Diğer bir deyişle Türk devlet üniterliği ekseninde sürdürülen bu tartışmalar, öznenin etnik çeşitliliği (kurucu unsur) gerçekliğinin inkâr edilerek, yerine ulusal-etnik bir kimlik ile özdeş kılınan “Türk milleti, Türkiye milleti ve Türk devleti” gibi kavramların alt kategorileri çerçevesinde yapılmaktadır. Nitekim bu kavramlar ve delalet ettiği anlamlar, öznenin çeşitliliğini ifade edici bir bütünlülüğü yansıtmamaktadır. Dolayısıyla sözkonusu bu kavramlar, ne kültürel bir çeşitliliğe ne de devlet kavramsalına yaslanması gereken özne unsurların çeşitliliğine işaret eder. Bu bağlamda anayasal vatandaşlık, hukukun insan-bireyle ilişkilendirilmesi ve vatandaşlık halinin bu hukuk çerçevesinde dillendirilmesi, devlet kavramının koşulsuz dayanağı öznenin çeşitliliği gerçeğini yansıtmaz.

Türkiyelileşme diyalektiği

“Devrimci sol siyasetin fikri babası Kuşkusuz Marx olmuştur. Marx'a göre Batı dışı toplumların sosyalizme geçmesi için bu toplumların da kapitalist aşamadan geçmesi gerekir. "Bu nedenle Marx, İngilizlerin Hindistan'ı istilasını desteklemiştir." Aksi halde Hindistan kendi iç dinamikleriyle toplumsal gelenekleriyle ve siyasal düşüncesiyle özgürleşip sosyalizme geçiş yapamayacaktır.
Alıntıladığımız bu sözler, bana, Kürd politik aklın ileri sürdüğü Türkiye demokratikleştikçe ve Kürdler Türkiyelileştikçe Kürdistan sorunu çözülmüş olur tezini hatırlatmış oldu. Kürd politik akıl, Kürdlerin kendi iç dinamikleriyle özgürleşemeyeceğini ve özgürleşmesi için de muhakkak Türkiye milleti paradigmasıyla örtüşen Türkiyelileşme ve demokratikleşmeyle eş güdümlü bir çalışma içerisinde olmaları gerektiğine inanıyor. Kısaca, Kürdlerin özgürlüğünü kazanabilmeleri için Türkiyelilik testinden geçmeleri zorunlu determinist bir algı ortaya çıkıyor.

Kuşkusuz Kürdistan meselesinin çözümü için Türkiye’nin demokratikleşmesi vurgusu önemlidir. Ancak bu önemliliği “Türkiye milleti” ve “Türkiyelileşme” ile aynı paralelde düşünmek yanlıştır. Diğer taraftan Kürd siyasal akla göre Türkiye milleti tezi gerçekleşirse, devlet kendiliğinden kurucu unsurlardan ve anayasal düzeyde (farklı ulusal kimliklerden) teşekkül etmiş kabul edilir. Hatta özne kimlik (Türklük) tikelden tümele doğru yer değiştirmiş olur ve böylelikle ulusal kimliklerin kolektivizmi gerçekleşmiş addedilir. “Kürd siyasetinde ise bunun adı demokratik ulus” olarak ifade edilmektedir.
Birçok yazımızda belirttiğimiz gibi tartışmamız gereken noktanın aslında hukukun kendisinin değil, devleti ve ona bu yasal kimliği kazandıran anayasanın merkeze alınarak tartışılması gerektiği yönündeydi. Dolayısıyla Kürd siyasetinin Türkiyelileşme ile ilgili öne sürdüğü tezi farklılaşma ve ayrışma değil, eklemlenmedir. Zira bu çıkış, Kürd devleti yaratmaya uygun bir politik tavır alış değil, mevcut sistem içinde Türkiyelilik politikası üretmeye çalışmaktır.
Bu makale toplam: 8077 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:18:47:07
Etiketler: İrfan Burulday, Mitleşen, Türkiyelileşme, Ve, Araçsallaşan, Kürdistan
Bu gönderiye hiç yorum yapılmamış! İlk yorum yapan kişi olmak ister misin?
Nerina Azad
İrfan Burulday
Yazarın Önceki Yazıları
Devlet ve Ulus-Toplum Olarak Kürdler Politik Kriz ve Özyönetim Praksisi Yeni Ortadoğu’da Varolmak Statü Arayışında Siyasal Modeller ve Tıkanıklığın Derinleşmesi (I) Kürd Siyaseti Üzerine: İdealistler ve Realistler - 1 Bağımsızlık Teorisine Dönüş Ulusal Mücadele Kavşağında Yeni Lozan ve Geleceğimiz İçimizdeki Osmanlı ve İçselleştirdiğimiz “Türkiyelileşme” Türkiyelileşme ve Kürdistan’da Ulusal Siyasetin Tasfiyesi Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –III Kürdistan’da Politik Birlik ve Çoğulcu İradenin Teşekkülü Siyaset Dışı Pirimitif Unsurlar ve Kürd Siyasetinin Geleceği Kısa-Orta-Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği –II Kürdistan’da Siyasetin Türbülansı Ulusal Mücadelede Kavramlar, Hukuk ve Çelişkiler “Çözüm Süreci” ve Kürdistan Realitesinin Depolitizasyonu IŞİD İle Savaş Kürdleri Bağımsızlığa Taşıyacak mı? Kısa- Orta - Uzun Vadede AZADİ Hareketi ve Kürdistan’ın Geleceği -1 Vesayetçi Zihniyetin Kürd Siyasetine Etkileri Azadi: İnsiyatiften Harekete AZADİ Siyasallaşmaya Hazırlanıyor! Statükocu Seküler Siyasetin Açmazı ve AZADİ Hareketi Varlık Nedenimiz, Yeni Kuşaklar ve Siyasi Amacımız Gelmekte Olan Ulusal Birlik ve Kürd Siyasal Aklın Çıkmazları Çarmıhtan Bağımsızlığa Kürdler Savrulma mı, Demokratikleşme mi? Kürd Aydını Üzerine Türk Politik Kültürde Kürdler Teb’a mıdır, Ulus-Toplum mudur? Bir Siyasal Prototip Olarak “Türkiyelileşme” Türkiye'de Sendikalist Örgütlenmenin Çirkin Yüzü Kavramlar Neyi Temsil Eder? Demogojinin İflası ve Politik Aklın Bunalımı Kürd Siyasetinin Açmazları Türk Demokrasisinde Kökkazıcılık Dindar Kürdlerde Dini, Demokratik ve Kürdistani Söylem (IV) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( III ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir ( II ) Devletsizlik; Toplumsal, Ekonomik ve Politik Bir Kriz Hâlidir (I Jeopolitik Dalgalanma ve Kürt Siyaseti Millileşmek İçin Devleti Savunmak Ulusal Birlik, Ortak Tutum ve Kürt Siyasal Aklı Bölünmüş Benlik ve Tarih Bilinci Arasında Kürdlük
x